Gecikmiş bir “merhaba”…

Bundan 8 sene önce, benim için, İzmir-Alsancak Camii’nin tam karşısındaki apartmanın bir ya da ikinci katındaki bir ‘daire’nin camında gördüğüm çıkartmadaki anlamını bile bilmediğim bir kelimeydi…

Her gün okula gidip gelirken bindiğim otobüs o apartmanın önünde dururdu. Balık istifi otobüste, sinyal düğmesine bile yetişmeyen boyuyla kalabalığın arasında kaybolma tehlikesi geçiren ben; cam kenarından uzakta olsam bile bir boşluk bulur, sırf o çıkartmalı camın ardında ne olduğunu görebilir miyim umuduyla otobüsün camına yapışırdım. Günler, haftalar geçti… Camdan cama bir sevda filizlendi.

Bir haftasonu, üzerime fiyakalı giysilerimi giyip, haftalığımı cebime koyup, her türlü masrafı göze alıp, Alsancak’ın yolunu tuttum. Bu sefer o durakta indim. Apartmanın kapısından içeri girdiğimde, Alsancak burjuvazısının boğucu fakat cazibeli atmosferinin içinde buldum kendimi. Hatırlıyorum, merdivenden çıkarken o psikolojik basınç değişimi sebebiyle başım döner gibi olmuştu. Kapının önüne geldiğimde yine o çıkartmadan gördüm, evet cama yapıştırılmış olanın aynısındandı; internet cafe yazıyordu. Cesaretimi topladım, ve kapıyı çaldım…

Az sonra gözlüklü, 25-26 yaşlarında, saçları hafiften dökülmeye başlamış bir “abi” açtı kapıyı. Bana Platon’un Mağarası kadar merak uyandırıcı ve hayalî gelen mekanın kapısının önünde dururken, kapının açılacağına bile inanmıyordum aslında. Beyaz nurların içerisinden çıkar gibi kapıda beliren abinin karşısında şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırmıştım. Ne var ki bu konuda yalnız değildim, zira ‘cafeci’ abi de benzer bir şaşkınlık içerisindeydi. Nedenini beni içeri davet ettiğinde anladım; sinek avlıyordu.

En zor kısmı atlatmış ve o camın ardına ulaşmayı başarmıştım. Artık herşeyi akışına bırakacaktım. Ne de olsa ‘cafeci’ abi beni yönlendirecekti. İçeri girip cafecinin karşısında geçtiğimde, elfler diyarında bir insanla karşılaşmışcasına mutlu oldum. Gözlerimi japon çizgi filmlerindeki karakterler gibi açıp, abinin dudaklarına diktim. Ne diyeceğini çok merak ediyordum. Ağzından çıkan ilk laf, sanırım şuydu: “- Evet, ne vardı?“.

Bu cümleciği duyduğum gibi afalladım. Kekemelik gibi bir sorunum hiç olmadı Allah’a şükür, ama galiba o gün orada kekeledim: “- Be..ben.. internet?..” Neyse ki müşteri bulmanın ilk şokunu çabuk atlattı abi ve “- Ha, tabii ki hangi bilgisayara geçmek istersin?” dedi, her türlü yardıma hazırım mizanseni okunuyordu hareketlerinden. Okunuyordu okunmasına da, frekanslar çok farklıydı. Hayatındaki en kaydadeğer bilgisayar deneyimi sadece bir süre devam ettiği bilgisayar kursunda MS-DOS 6.22′de yazdığı birkaç cd ve dir komutundan ibaret olan birine “teknoloji harikası” bilgisayarlardan herhangi birini seçme hakkını vermek -her ne kadar cömert bir davranış olsa da- pek anlam ifade etmiyordu. Bu; penis ile vajinanın işlevlerinden dahi bihaber bir çocuğa “istediği kadınla beraber olabilirsin” demek kadar trajikomik ve esasoğlanı utanç duymaya sevketmesi olası bir davranış biçimi.

Tanıdığı serbesti sayesinde biraz daha rahatlayacağımı düşünen -fakat kendisi de gergin olan- abi, teklifine kayıtsız, nötr, tepkisiz kaldığımı görünce fazla üstelemedi ve bir bilgisayarı gösterirken “- Şöyle geç istersen” dedi. Gözlerimdeki “ben nerdeyim? ben kimim? burası neresi?” ifadesinin açıkça okunabildiğine eminim…

‘Koca cafe’de 5-6 bilgisayar, nasıl sağlandığını (ya da olup olmadığını) bilmediğim internet bağlantısı, ben ve cafeci abi derin bir sessizliğe büründük. Klavyeye, mouse’a ve arada bir de monitöre uzun uzun baktım… Bunu gören abi tekrar yanıma geldi ve “- Sen nereye girmek istiyorsun?” diyerek ölümcül soruyu sordu. O an içimden “BİLMİYORUM YA!!!İLK DEFA GİRECEM NEREYE GİRECEKSEM!?@@##!!” diye haykırmak geçtiyse de, efendiliği elden bırakmadım, “- Bilmiyorum ki…” dedim.

Artık herşey açık ve net anlaşılmıştı. Ben ilk defa internet cafeye geliyordum, ilk defa internete girecektim ve konuyla ilgili hiçbir bilgim yoktu. Ha bir dakika, evet evet, konuyla ilgili bir şey vardı aklımın bir köşesinde olan: “- Beyaz Saray’ın sitesine girmek istiyorum” dedim. “- Adresini biliyor musun?” diye sordu. Artık herhangi bir tepki vermeden sadece yanıtlıyordum soruları “- Hayır“. Peki dedi ve yanımdan bir süre uzaklaştıktan sonra elinde kalın bir kitapla geri döndü. Kitabın kime ait olduğunu, ismini falan hatırlamıyorum ama galiba tamamiyle internet site adreslerinin olduğu bir kitaptı. Oradan www.whitehouse.gov adresini buldu. Browser’ı açtı, adresi yazdı ama bağlanmadı. Yarım saat kadar daha uğraştık, bekledik; ama terbiyesiz sayfa yine açılmadı. Bir yerlere telefon açtı cafeci abi, o da anlamamıştı ne olduğunu, “Allah Allah açılması lazım ama..” diyordu kendi kendine. Bense karşıma neyin çıkması gerektiğini bile bilmiyordum ama ilerleyen süreyle beraber sıkılmaya başlamıştım ve internet hakkında kafamda ilk yargılar oluşmaya başlamıştı, hatta ilki şuydu: “Eğer yanında bu işten doğru düzgün anlayan biri yoksa uğraşılacak iş değil!

İşte benim internetle tanış(ama)mamın hikayesi böyle… Bu başarısız deneyimden yaklaşık 2 sene sonra internet gerçek anlamda hayatıma girdi ve 2006 Haziran’ı itibariyle aynı ehemmiyetiyle yerini koruyor.

Gecikmiş bir “merhaba” bu, evet. Çünkü net aleminde geçirdiğim 6 senenin doğru düzgün yazılı/görsel belgeleri yok denecek kadar az. Yazının keşfinden önceki tarihi olaylar gibi geçen 6 sene. Bir şekilde yaşandığı, olduğu biliniyor fakat “belge” yok. Diliyorum ki bu blog sayfası artık benim “belge arşivim” olur ve kayıp geçmişim burada son bulur…

8 Yorum »

  1. bessie said,

    Haziran 14, 2006 @ 8:46 am

    internetle tanısmana en cok sevinen insan benim heralde:) iyiki varsın, iyiki internetle tanışıp bugünlere gelmişsin yoksa ben seni nerelerde bulurdum… hayırlı olsun! benimkide gecikmiş bi teşekkür olsun internete:)

  2. inderin said,

    Haziran 14, 2006 @ 12:15 pm

    net lazım tabi yaa..

  3. lappland said,

    Temmuz 19, 2006 @ 6:49 am

    kutlarım, guzel olmus siten

  4. soner said,

    Temmuz 19, 2006 @ 7:55 am

    teşekkekkür ederim:)

  5. özlem said,

    Temmuz 20, 2006 @ 1:39 am

    merhaba, siteniz hayirli olsun…internetsiz gerckten olmuyor..aliskanlik, bagimlilik oluyor..
    sitemi ziyaret ve yorumunuz icin ayrica cok tsk.ler..
    sevgiler Özlem
    http://www.blogcu.com/oezlem

  6. inderin said,

    Temmuz 20, 2006 @ 3:08 pm

    yaa kardeşim, bu yazının başındaki satırlar halâ birbirine girik.. düzeltilmiyo mu ?. site yönetimi uyuyo mu?.

    emeğe saygı.. teraziyi tıklatalım..

    aa, terazi yokmuş :-)

  7. soner said,

    Temmuz 20, 2006 @ 3:14 pm

    Uyarınız için teşekkür ederim Sayın İnderin; Internet Explorer’ın aptallıklarından birinin sonucu olarak karmaşık görünüyordu bahsettiğiniz kısım IE’de, şimdi düzelttim. Bundan nasıl bir sonuç çıkarıyoruz? F*ck IE, Forza FireFox.

  8. Kemal ŞEN said,

    Ekim 7, 2006 @ 11:01 am

    İyi ki yazı var.
    İyi ki internet var.
    İyi ki güzel Türkçemiz var.
    İyi ki sizler varsınız.
    Teşekkürler.

RSS feed for comments on this post · URI'nin geri izlemesini yap.

Yorumunuzu esirgemeyin:)