Ters Düz - Adaptation (2002)

Ters Düz - AdaptationHer VCD kiralamaya gittiğimde rafta mutlaka dikkatimi çeken bir filmdi. Yan yatmış kırık bir saksı ve Nicholas Cage’in kafası. Fakat bir türlü o anlarda “komedi mi izlemek istiyorum, dram mı, gerilim mi” vb. soruların yanıtlarına karar veremediğim ya da hep zıttı yönde kararlar verdiğim için alıp izlemek nasip olmamıştı. Ama sonunda izledim.

Oturup buraya filmin senaryosunu yazmayacağım ya da “film eleştirisi” tadında bir şeyler saçmalamayı da düşünmüyorum. İsteyen filmle ilgili bilgilere de, eleştirilere de ulaşabilir (bkz: google).

Her ne kadar birçok kere kişilerarası iletişimlerimde “hiçbir şey araştırmadan, çok bilmiş havalarına giren bir ukala” yaftası üzerime yapıştırılsa da; o kadar da desteksiz düşünüp konuşmuyorum. Benim kendimi birçok insandan farklı görmemin nedeni ne biliyor musunuz? Ben “herkesin hayatında olmasına rağmen, elinin tersiyle ittiği; görmek istemediği ya da göremediği “çok genel” olgu, kavram ve olaylardan özgün fikirler” çıkarıyorum çünkü. Ya da bunun için “çaba” sarfediyorum. Bu filmle alakası mı ne? Çok alakası var.

Çünkü benim özellikle insan psikolojisi konusunda sahip olduğum birçok bilgi ve görüşün azımsanmayacak bir yüzdesini tv, gazete ve sinema sağlamıştır. İzlediğim her filmden mutlaka bir şeyler öğrenmek zorunda hissederim kendimi. Hatta bu o kadar katı bir tavırdır ki; filmi yapan insanların dahi “biz bu filmle hiçbir şey anlatmak, vermek istemedik” demeleri dahi etkilemez bu yöntemimi. Çünkü en başta insanların “farkında olmasalar da” ne yaparlarsa yapsınlar çevrelerine bazı mesajlar ilettiklerini düşünürüm. Bu mesajlar onların geçmişleri, bugünleri ve yarınlarına dair ipuçları taşır. Ufacık bir mimik dahi, bir insana, kendi dışında olan insanların (ya da en azından ‘insanın’) tepkisini öğrenme, anlama, algılama fırsatı verir. Oyuncuların üstün yetenekleri sayesinde zengin mimik ve mizansenden geçilmeyen sinema filmleri bu konuda kaale alınması gereken kaynaklardır bence.

“Filmdeki karakterler gerçek değildir ki, oyuncular da sadece ‘oynamaktadırlar’” diyenler çıkabilir. Şaşırmam. Ama bu benim kesinlikle inanamayacağım bir önerme. İnanamadığım kısmı oyuncuların ‘oynuyor’ olmaları değil tabii ki… Filmdeki karakterlerin gerçek olmayışı da değil… Peki geriye ne kaldı? Filmi YAZAN, YÖNETEN ve OYNAYANLAR. Onlar da mı gerçek değil? Tabii ki gerçek. Ve film boyunca izlediğimiz ASIL şey de tam olarak ONLAR.

Sanat denilen şeyin insanın doğayı taklit etmeye çalışmasından başka bir şey olmadığını düşünüyorum. Bunun en güzel örneklerinden biri “sinema”dır. Sinema insanın hayata farklı bir perspektiften bakmasını sağlar. Kişi benliğinden sıyrılır ve film süresince katharsise ulaşmak için uykudakine benzer bir kendini kaybediş yaşar. Bu yüzden korku filmleri “korkutucu”, aşk filmleri “ağlatıcı”, aksiyon filmleri “heyecanlandırıcı”dır. Film süresince siz başroldeki esasoğlan ya da esaskız olursunuz çünkü.

Peki filmler sadece duygusal etkilere mi neden olur izleyiciler üzerinde? Birçok kişiye göre evet. Fakat akademik çerçevede bunun böyle olmadığı; 4 senelik radyo, tv ve sinema eğitimimde kafama yeterince kakıldı:o) Bu kakış sırasında ben de ölçtüm, biçtim, düşündüm ve karar verdim: katılıyorum. Bir sinema filmi, izleyen kim olursa olsun izleyici üzerinden duygusal etki gücünden çok daha fazlasına sahiptir.

Bunun bilincinde olduğum için mutluyum. Çünkü bu etkilerin kendi üzerimde pozitif etki bırakması için bilinçli olarak kendimi yönlendirebiliyorum böylece. American Dream tüccarlığının yapıldığı gençlik komedilerinin, American Power tüccarlığının yapıldığı saçma sapan aksiyon-macera filmlerinin ve Hollywood parmağı olan herhangi bir filmin asıl amaçları ve subliminal mesajları konusunda gardımı almış olarak izliyorum filmleri. Böylece gafil avlanmıyorum.

Velhasılı, son izlediğim Adaptation filminin başlangıcını oluşturan Evrim Teorisi Safsatası’na inanmasam da, anne metaforunun kullanımını ahlakî bulmasam da, Charlie ve Donald’ın aptal karakterler olduğunu düşünsem de ve bunlar gibi düşündüğümde aklıma gelmeyen birçok negatif değişken olsa da; bunlar, filmden şu dersi almam sonucunu değiştirmiyor:

Kendime yeterince güvenmiyorum. Fakat yapabileceklerimi küçümsememeliyim. Yapabileceğimden %100 emin olmadığım konularda yenilgiyi en baştan kabul etmektense, savaşarak yenilmeyi tercih etmeliyim.” (Charlie ve Donald, bir kayanın arkasında ölüm korkusu içerisinde ’son sözlerini’ söyleyip, bir nevi günah çıkarırken kurdukları diyaloğun BANA yansıması)

P.S: Bu arada IMDB yöneticilerinin bana verdiği yetkiye dayanarak filme 10 üzerinden 8 (yazıyla sekiz) verdim.

Yorumunuzu esirgemeyin:)